“Şu ana kadar, karşı karşıya olduğumuz salgının her boyutu konuşuldu ama burada bahsedilmeyen bir şey var: Emekçilerin, halkın sağlığı… Bugün yine halkın gerçek sorunlarını anlatmak, iktidarın duymak istemediklerini söylemek için kürsüye geldim” diyen Baş’ın konuşması şöyle:

“Bir ezber var, herkes onu tekrarlayıp duruyor: Neymiş? Virüs, zengin-fakir, patron-işçi ayırmıyormuş. Doğru… Virüs ayırmıyor ama iktidar ayırıyor. 11 Mart’tan bu yana izlenen süreçte, ya da dünkü toplantının ardından yapılan açıklamada emekçiler için gerçek bir önlem alındığına tanık olmadık. Salgın tehlikesi karşısında kimileri kendini koruyabiliyor, kimileri ise çaresiz, yapayalnız.

Zenginler her türlü imkana rahatça ulaşıyor, yoksul halk ise virüsün önüne yem gibi atıldı. 11 Mart günü ilk vaka açıklandığında, Erdoğan grup toplantısı için Meclise geldi. Etrafı termal kameralarla izleniyordu. Bir daha da düne kadar kendisini görmedik zaten. Ardından TÜSİAD ve TOBB açıklamalar yaptılar. Hükümetten vaka sayıları ve kimi önlemlerle ilgili açıklamalar dinledik. Hep aynı şey söylendi… Herkes evinde kalsın!

İyi de bu "herkes" kim? Siz evde kalıp internetten sipariş veriyorsunuz, bu ürünlerini kimler hazırlıyor? Evlere kim getiriyor? Marketlerin kasalarında, reyonlarında, depolarında çalışan işçiler “herkes” değil mi? Salgın hijyenle aşılır, evet. Peki çöplerinizi kimler topluyor? Bankaların gişelerinde kimler duruyor? Güneş doğmadan işciler servislere dolduruluyor, metrolara ve otobüslere tıkış tıkış binmek zorunda bırakılıyor. Fabrikalarda, atölyelerde, ofislerde veya sokaklarda milyonlarca işçi 1 haftadır çalışmaya devam ediyor.

Saray’ından uzun süre çıkmayan Cumhurbaşkanı, halka ‘zorunlu değilseniz evden çıkmayın’ diyor.

Siz çalışmak zorunda olmadığınız için, evden çıkmayı keyfi bir şey sanıyorsunuz galiba. Bu insanlar evden çıkıp işe gitmezse milyonlarca insan aç kalır farkında mısınız?

Tabii, sizin de deva olduğunuz dertler var. Mesela büyük sermaye gruplarının dertlerine pek güzel deva oluyorsunuz. Dün koronavirüs zirvesi yapıldı. Şimdi soruyorum milyonlarca işçi-emekçi için o toplantıdan ne karar çıktı? İnsanlar sandılar ki, o zirvede yurttaşın dertleri masaya yatırılacak. İş koşulları virüs tehlikesine göre düzenlenecek. ‘Ücretsiz izin’ kurnazlığına izin verilmeyecek. İlaç ve gıda gibi temel ihtiyaçların temininde devlet üstüne düşeni yapacak. Borçları ve faturaları konusunda insanlar rahatlatılacak.

Peki, bütün patron örgütlerinin katılıp tek bir işçi örgütünün katılmadığı toplantıda sonuç ne oldu? Patrona kredi, teşvik, destek. Yoksul emekçiye sabır, dua, kolonya… Başka da bir şey yok. Böyle, bu sorun çözülmez.

Tekrar ediyorum; virüs zengin-yoksul, işçi-patron ayırt etmiyor ama siz ayırt ediyorsunuz.

Bu koronavirüsü de iktidara rağmen yeneceğiz. En başta, kahramanca mücadele eden hekimler, hemşireler ve sağlık personeli sayesinde. Kendi hayatını hiçe sayıp halka hizmet götüren milyonlarca işçi sayesinde. Birbiriyle dayanışmaya çalışan, apartmanındaki yaşlı komşusunun alışverişini gönüllü olarak yapmayı üstlenen güzel insanların sayesinde. Yoksul mahallelerde ilaç ve temel gıda yardımı dağıtmaya koşan gençlerimiz sayesinde.

Ve hiç merak etmeyin, şu koronavirüsü yendikten sonra sıra size de gelecek.

EMEKÇİLERİN İKTİDARINDA SALGINI YENMEK İÇİN 6 ÖNLEM
Biz iktidar olsaydık ne yapardık? Biz, yani emekçiler iktidar olsa hemen şunları hayata geçirip koronayı hızla yeneriz:

1. Ücretsiz izin, işten çıkarmalar yasaklanır, işini kaybeden herkese işsizlik sigortası maaşı bağlanır.

2. Kimse kirasını ödeyemediği için yasal takip/tahliye gibi sonuçlarla karşı karşıya kalmaz.

3. Elektrik, su, doğalgaz, haberleşme gibi hizmetlerde temel ihtiyaç düzeyi ücretsiz verilir.

4. Tüm özel sağlık hastanelerini devletleştirilir.

5. Tüm özel yurtlar, cemaat, vakıf yurtlarına ve binalarına el konulur. Bunlar karantina koşullarına göre hazırlanır.

6. Risk gruplarından başlanarak, sağlık taramaları ve korona testi herkese ücretsiz yapılır. Sağlık hizmetleri için hiç bedel ödenmez.

İşte bu hakları kazanmak için mücadele etmeliyiz, örgütlenmeliyiz. Yaşadığımız salgın net olarak gösterdi, sermaye düzeni sağlığımızı, yaşam hakkımızı hiçe sayıyor. Bize toplumcu, halkçı bir düzen lazım. Temel hizmetlerin ve hakların alınıp satılmadığı, sömürünün olmadığı bir düzen gerek. Yıllardır katıldığım toplantılarda konuşmamı ‘yaşasın sosyalizm’ diye bitiririm. Şimdi korona gösteriyor ki: Yaşamak için sosyalizm!"